Güneş, güneş sisteminin merkezinde yer alan yıldızdır. Yaklaşık 1,4 milyon km. çaplı sarı bir ana kol yıldızdır. yer Samanyolu gökadasında bilinen 200 milyar yıldızdan birisi olan Güneş , kütlesi sıcak gazlardan oluşan ve çevresine ısı ve ışık yayan bir yıldızdır . Orta büyüklükte olan Güneş tek başına Güneş Sistemi'nin kütlesinin % 99,8'ini oluşturur. Geri kalan kütle Güneş'in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluşur. Günışığı şeklinde Güneş'ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerisindeki hayatın hemen hemen tamamının varolmasını sağlar ve Dünya'nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.
Güneşin çapı dünya çapının 109 katı (1.5 milyon km), hacmi 1.3 milyon katı ve ağırlığı 333.000 katı kadardır. Güneşin yoğunluğu ise Dünyanın yoğunluğunun ¼’ü kadardır. Güneş kendi ekseni etrafında saatte 70 000 km hızla döner. Bir turunu ise 25 günde tamamlar.
Güneş % 70hidrojen, helyum ve %5 de diğer elementlerden oluşur. Güneşte hidrojenin helyuma dönüşmesi sırasında (füzyon - erime birleşme) büyük bir enerji ortaya çıkar. Saniyede 600 milyon ton hidrojen helyuma dönüşür. Buda her saniye Güneş`in 4.5 milyon ton hafiflemesine yol açar. Güneşteki füzyon olayı sonucunda kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km yükselir ki bu olaya Güneş Fırtınası da denir.
Insan aklini en çok zorlayan konulardan biri de sonsuzluktur. Evrenin büyüklügü ise daha ilginç bir durum olusturuyor. Oncelikle sonsuzlugun tanimini yapalim. Sonsuz nedir? Sonsuzluk nedir? Sonsuz matematikte tanimsizlik demektir. Tanimsiz yani belirsiz. Uzayda veya alt uzaylarda (yüzey, dogru) bir yerde oldugu bilinen ama asla yeri tam olarak belirtilemeyecek olan nokta veya bölge olabilir. Sonsuzlük ise bu tür noktalarin veya bölgelerin yani sonsuzdaki nokta ve bölgelerin olusturdugu ne sınır olan ne de sınır olmayan yerlerdir. Bu tanımları matematiksel olarak verdim. Rahatlıkla başka alanlara uyarlayabilirsiniz.
Simdi ilerleyelim. Ise arastirma sonuçlari da girecek. Konuya felsefi olarak da yaklasmamiz gerekecek.
Sunu bilmeliyiz ki evrenin büyüklügü hakkinda bilgi üretirken gene onun sekillendirdigi canlilar olan bizler bilincimizin gelisiminde onun dinamiklerine bagliyiz. Bu ne demek? Ornek verelim bunun için de bizden bir alt boyutta yani iki boyutta yasayan canlilar oldugunu düsünelim. Iki boyutlu bu canlilar bir uçlarindan uygun çekiştirmelerle birleştirilerek küre haline getirilmiş bir yerde yaşasınlar. Üçüncü boyutu algılayamadıklarından kürede yaşadıklarını bilemezler. Biz ise biliyoruz. Çünkü bir üst boyuttayız. Yani bu canlıların evreni bir düzlem olarak algılamaları ve onun başladıkları noktaya, sürekli bir dogru üzerinde gitmeleri ile, varmalari yüzünden, sonlu oldugunu söylemeleri çok normal olacaktir. Buradan tekrar sonuç olan su fikri söyleyeyim: Canli bilinci içinde bulundugu evren tarafindan sekillendirilmistir.
Pekala. Bu kadar basit mi? Yani bilincimiz gene de bazi seylere bagli ve özgür degil mi? Gerçek olani kavrayamayacak miyiz? Bence bilinç seviyesi arttikça gerçeklige daha da yaklasiriz. Evet, gerçekligin kaçabilecegi yerler azalir ve ortaya çikmaktan baska seçenegi kalmaz.
Biz insanlar gerçekligi kavramak için yeterli gelismislik seviyesindeyiz. Çünkü yeterince soyut düsünebiliyoruz. Soyut düsünme yetenegimiz bize yeterince özgür olma olanagi sagliyor.
Simdi nasil bir uzaydayiz ona bakalim. Uzayimiz kendi içine bükülüdür. Bu ne demektir? Uzaydaki cisimler bir çekim etkisi ile çevrelerini kendi içine bükerler. Bu bükülüm sonucu her türlü parçacigin konumu ve davranisi belirlenir. Böylece örnegin tipki dünya üzerinde oldugu gibi; süre ve enerji sinirlamasi olmadan sürekli olarak ayni çizgi üzerinde gidilince yolculuga baslandigi noktaya gelinmesi gibi evrenin tamaminda da ayni durum geçerlidir. Sadece evrenin pürüzlü yani daha az homojen olmasi nedeniyle tam olarak baslangiç noktasina degil de birkaç yüz isikyili fark olacaktir.
Bunlari anlatmamin amaci suydu: Evrenin büyüklügünü anlamak amaciyla yapilacak tüm fiziksel ölçümler daima evrenin sonlu oldugu sonucunu verecektir. Bunu aklimizi kullanarak denetleyelim. Bu ne kadar dogrudur? Evren sonlu mudur?
Tüm parçaciklarla birlikte evren oluşur. Bu yüzden evrenin içinde bulundugu bir alan vardir. Simdi söyle bir soru sordugunuzu ya da sormak üzere oldugunuzu biliyorum.
Evrenin dışında ne var?
Burada dikkatli olmamiz gerek. Çünkü evren bu noktada bizi kontrol etmeye baslar. Unutmayin, bilincimiz onun dinamikleri ile isliyor. Acaba bize sirlarini açiklayacak mi? Deneyelim. Bunun için saf ve gelismis zihinlere ihtiyacimiz var. Saf derken önyargilardan mümkün oldugunca uzak olmasini, gelismis derken de evrenin kisitlamalarini gene onun verdikleri ile altedebilecek kadar mantiksal olarak islem yapabilecek bir düsünce sistemini kastediyorum. Farkindaysaniz isimiz zor. Ne yapalim? Evrenin sinirlarina gitmek o kadar da kolay degil.
Evren içinde bulundugu uzayi kendisi yaratir. Bunun disinda ne oldugunu ise söyleyemeyiz. Evrenin disinda ne oldugunu nasil söyleriz? Bosluk mu var diyecegiz? Ama bosluk dedigimiz sey evrenin kendi içindeki yapilarin olusturdugu bir durumdur zaten. Oyleyse evrenin disinda ne var? Iki seçenek: ya bambaska bir zeka var (Buna düşünce veya töz deniyor) ya da bosluk diye birsey bizim evrenimizde yok ve evrenin disinda bosluk var. Durun bir dakika ! Böyle dersek evrenin sınırları oldugunu kabul etmiş olmuyor muyuz? Evet öyle. Gördünüz mü evrenin yapisi ile olusan bizler onun esiri olduk. Düsünce yapimizda bile. Bunu kastettim az önce. Ama nasıl özgür düşünecegiz? Tabi ki daha mantıklı olmaya çalışarak.
Evrenimizin hiçbir yerinde boşluk olmadigini söylersek hesaplar gösteriyor ki evren derhal içine çökmeli ve asla genişlememeli. Ama tam tersi oluyor. Evren genişliyor. Oyleyse her an büyüyor. Bu da demektir ki evren çok çok eskiden çok daha küçüktü. Demek ki evrenin şu anda da bir sınırı vardır. Evren sonsuz degildir. Muazzam ölçüde büyüktür. Bu yüzden de sonsuz oldugunu söylememizi hakediyor. Evrenin büyüklügünün bir sınırı oldugunu bulduk. Bu konu sonuçlandı. Peki daha önce varliginin olmadigi yerlerde ne vardi? Yanit: hiçlik. Yani ne oldugunu bilmiyoruz. Çünkü bilgimiz sadece bize ulaşan izlerle oluyor. Izler yani; ölçüm araçlarımızın yakalayabildigi her şey. Bu izler var ise zaten orada da evrenimizin varligi söz konusudur. Kara delikler, ışınımlar, çekim dalgaları, vs. her türlü parça ve parçacık. Yani evren genişlerken ulaştıgı yerleri kendi yapısı ile şekillendiriyor. Aksi halde yani bu şekillendirmenin olmadıgını söylersek o halde orada daha önceden bir evrenin olması gerekiyordu. Ama evren genisliyor. O halde bu fikir yanlistir. Yani bir sınır var ve evren bunun disindaki yeri; hiçligi, kendisi şekillendiriyor. Ama size bir sey söyleyeyim: bu konuda derinlemesine düsününce göreceksiniz ki; zihniniz böyle bir seyi algilamiyor, daha fazla ileri gidemiyor ve sonuçta reddediyor. Yani hiçligin ne oldugunu kavrayamıyor ve bu yüzden de şekillendirmeyi tanımlayamıyor ve bu durumda da evrenin dışının boşluk oldugunu söylüyor ve böylece başlangıçta bahsettigim evrensel yanılgıya düşüyor. Bu duruma karsi mücedele etmemiz ve sanirim daha çok bilgilenerek bilincimizin gelismesini beklemek zorundayiz.
Çoğu zaman dizüstü bilgisayarı tercih tercih etmemizin asıl nedeni taşınabilir olmasıdır.Dizüstü bilgisayarınızı istediğiniz heryere götürmekte özgürsünüz.Eğer sık sık seyahat eden biriyseniz dizüstü bilgisayara ihtiyacınız var demektir.Günümüzde dizüstü bilgisayarları, çift çekirdekli işlemcilere, yüksek kapasitede sabit disklere ve diğer fonksiyonlara sahip olabilmekte ve çoğu masaüstü bilgisayarlardan daha kapasiteli olabilmektedir.Notebook seçerken aklımıza takılan bazı sorular da olacaktır: Hangisi size daha uygun? İleriki zamanlarda dizüstü bilgisayarımın kapasitesi çalışmalarıma yetebilecek mi?
Bu soruları cevaplamadan önce dizüstü bilgisayarınmızda ne tür çalışmalar yapacağımızı tespit etmemiz gerekmektedir: İş için mi yoksa eğlence için mi satın alacağız? Dizüstü bilgisayarınızda oyun oynamayı düşünüyor musunuz? Dikkat etmemiz gereken diğer önemli nokta da dizüstü bilgisayarlarımızın masaüstü bilgisayarlara göre çok daha zor güncellenmesidir.
Dizüstü bilgisayarların karakteristik özelliklerinden birisi de ekran büyüklüğüdür.Ekran büyüklüğü genelde 10.4 inh ile 17.1 inch arasında değişmektedir.Uçakta çalışmayı da planlıyorsanız küçük boyutlu ekranlar size kolaylık sağlayacaktır. Yüksek çözünürlük elde etmek isterseniz yeni teknolojilerden olan WXGA desteği ile 1366x768 çözünürlüğe erişmeniz mümkün.
Dizüstü bilgisayarların en önemli özellikleri arasında batarya ömrü de yer almaktadır.Pil ömrü çoğu zaman çalışmalarınızın ortasında kabus haline dönüşebilmektedir.Hiç beklemediğiniz anda bataryanız bitebilir. Bu duruma karşılık bir de yedek batarya satın almanız daha mantıklı olacaktır. 2-3 saat dayanan bataryaların fiyatları da sanıldığı kadar çok yüksek değildir.
Satın alacağınız bilgisayarın internete nasıl bağlandığı da önemlidir. Wifi teknolojisine sahip bir bilgisayar tercih etmeniz durumunda rahatlıkla kafelerden, alışveriş merkezlerinden ve havaalanları gibi paylaşıma açık internet noktalarından sörf yapabilirsiniz. Eğer eski model bir notebook almayı ve internete erişmeyi düşünüyorsanız wifi kartı da satın almanız gerekebilir.
Son olarak dizüstü bilgisayarda bulunan diğer donanım özelliklerine de bakmamızda fayda var.CD veya DVD'ye dosya kaydetmek istiyor musunuz? Kaliteli ses çıkışlarının olması sizin için önemli mi? Sabit diskinizde depolamak istediğiniz dosyaların toplam boyutları ne kadar? Tüm bu özellikleri daha sonradan da satın alarak güncelleyebilirsiniz.Çoğu laptop modellerinin ömrü genellkle 2-3 yıldır.Çünkü 2-3 yılda yeni modelleri sıklıkla görmemiz mümkün.
Aşağıda teknolojinin ne olduğunu tam karşılamaya çalışan bazı tanımlar yer almaktadır; bazıları bu tanımlamaları özellikle eğitim açısından ele almaktadır.
1. Teknoloji, insanın bilimi kullanarak doğaya üstünlük kurmak için tasarladığı rasyonel bir disiplindir. (Simon, 1983, s.173)
2. Teknoloji somut ve deneysel anlamda temel olarak teknik yönden yeterli küçük bir grubun örgütlü bir hiyerarşi yardımıyla bütünün geri kalanı (insanlar, olaylar, makineler vb.) üzerinde denetimi sağlamasıdır. (McDermott, 1981, s.142)
3. Öğretim teknolojileri tarihi konusunda önemli bir isim olan Paul Saetller teknolojiyi şöyle tanımlamaktadır: "Teknoloji (Latince texere fiilinden türetilmiştir; örmek, oluşturmak (construct) anlamına gelir) birçoklarının düşündüğü gibi makine kullanmak değildir. Teknoloji, bilimin uygulamalı bir sanat dalı haline dönüşmesidir. Uygulamalı sanat terimi Fransız sosyolog Jackques Ellul tarafından kullanılmış ve kısaca technique olarak isimlendirilmiştir. O, teknolojiyi bir technique uyarınca yapılmış bir makine olarak görmüş ve bu technique'nin ancak küçük bir bölümünün makine tarafından ifade edilebildiğinden bahsetmiştir. Belirli bir teknik sayesinde sadece makinenin değil, bu makineye ait öğretimsel uygulamalarında gerçekleştirilebileceğinden söz etmiştir. Sonuç olarak davranış bilimi ile öğretim teknolojileri arasındaki ilişki, doğal bilimlerle mühendislik teknolojisi arasındaki ya da biyoloji ile sağlık teknolojisi arasındaki ilişkiyle benzer hatta aynıdır". (Saettler, 1968, ss. 5–6)
4. Ünlü bir eğitim teknoloğu olan James Finn teknolojiyi tanımlarken şöyle demektedir: "Makine kullanımının yanı sıra teknoloji, sistemler, işlemler, yönetim ve kontrol mekanizmalarıyla hem insandan hem de eşyadan kaynaklanan sorunlara, bu sorunların zorluk derecesine, teknik çözüm olasılıklarına ve ekonomik değerlerine uygun çözüm üretebilmek için bir bakış açısıdır". (Finn, 1960, s.10)
5. Bilim ve teknolojinin farklılığını belirtmek için ilk nükleer denizaltıyı yapan ve serbest bir eğitim eleştirmeni olan Amiral Hyman Rickover şöyle söylüyor: "Bilim ve teknoloji birbirine karıştırılmamalıdır. Bilim doğadaki görüngülerin (fenomenlerin) gözlenerek, zaten var olan doğru ve gerçeklerin ortaya çıkarılması ve bu gözlemler sonucunda elde edilen verilerin düzenlenerek gerçeklerin ve bunlar arasındaki ilişkilerin ortaya konulduğu teorilerin oluşturulmasıdır. Teknoloji asla bilim için bir otorite olamaz. Teknoloji insan aklını ve vücudunu güçlendirmek, üstün kılmak için geliştirilecek aletler, teknikler ve yöntemler üzerinde durur. Bilimsel yöntem insan faktörünün tamamen dışlanmasını gerektirir, şöyle ki; gerçeği arayan kimse, kendinin ya da diğer insanların hoşlanacağı veya sevmeyeceği şeylerle, popülist değerlerle ve herhangi bir çıkar uğruna çalışmaz. Diğer yandan teknoloji fikir (bilim) değil de hareket olduğundan, eğer insani değerler göz ardı edilirse tamamıyla tehlikeli bir sonuca da yol açabilir. (Knezevich & Eye, 1970, s.17)
TÜBİTAK UEKAE'nin (Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü) gizli telefon görüşmelerinin dinlenmesini engellemek için üzerinde 3 yıldır çalışarak geliştirdiği kriptolu telefon projesi tamamlandı.
Telefonun prototipi testleri başarıyla geçti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt kriptolu cep telefonu çalışmaları hakkında sürekli bilgilendirildi. TÜBİTAK UEKAE'den adının yazılmasını istemeyen bir üst düzey yetkili kriptolu cep telefonunun seri üretimine bir hafta içinde başlanacağını açıkladı. Aynı yetkili Genelkurmay Başkanlığı'nın projeye çok önem verdiğini ve 1000 kriptolu cep telefonu siparişi verdiğini de söyledi.
DEVLETİN ZİRVESİ DE VAR
Telefon öncelikle Genelkurmay Başkanlığı ve TSK'da görevli üst düzey komutanlara dağıtılacak. Daha sonra Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı ve Başbakan olmak üzere devletin üst kadrosunun da kullanımına sunulacak. Kripto yetkisi kanunen Genelkurmay Başkanlığı'nda olduğu için bu hizmetten sadece devlet yöneticileri yararlanabilecek. Kriptolu cep telefonu sayesinde Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı gizli görüşmelerini dinlenme endişesi yaşamadan gerçekleştirebilecek.
VERİ KANALINI KULLANIYOR
Kriptolu cep telefonundan alınan ses, matematiksel fonksiyonlardan oluşan kriptoloji algoritmalarıyla verilere dönüştürülüyor. Matematiksel bilgiler ses kanalından değil, GSM şebekesinin veri kanalından diğer telefona aktarılıyor. Diğer telefondaki kripto anahtarı, bu matematiksel verileri tekrar sese dönüştürüyor. Dinlenilmeye çalışılan telefonun ses kanalına girmeye çalışanlar herhangi bir bilgiye ulaşamıyor. Veri bilgisine bile ulaşılsa matematiksel bilgiler kripto anahtarı bulunmadığı için sese dönüştürülemiyor.
Ses kayıtları rahatsız etmişti
Son yıllarda internet sitelerinde yayınlanan ve üst düzey komutanlara ait olduğu iddia edilen ses kayıtları Genelkurmay Başkanlığı'nda güvenlik açığı olup olmadığı sorusunu akıllara getirdi. Genelkurmay Başkanlığı Elektronik Sistemler Komutanı Tuğgeneral Münir Erten'e ait olduğu iddia edilen ses kaydı, henüz belirlenemeyen kişilerce Kuzey Irak'a yönelik kara harekátından 2 gün önce adlı video paylaşım sitesinde yayına verildi. Ses kaydında, harekátın başlangıç tarihi bildiriliyordu. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Öğretim Komutanı Tümamiral Kadir Sağdıç'a ait olduğu öne sürülen bir ses kaydı da youtube da yayınlanmıştı.
Yatalak hastaların bakımı ve fiziksel ihtiyaçlarını gidermek için yardımcı olmak üzere bir robot tasarlandı.


ş, ı, ç, ğ gibi harflerin kullanıldığı mesajlar ise birden fazla SMS ücreti ile ücretlendiriliyordu. Bu durum 1 Nisan 2008 tarihinden itibaren tarihe gömülecek. 1 Nisan'an itibaren Türkçe karakterleri dilediğimiz gibi kullanabileceğiz.
Yeni sistemde SMS gönderirken kullanılan Türkçe karakterler, 1 karakter yerine 2 karakter sayılacak. Ayrıca Türkçe karakter kullandığınızda, bu karakterlerin karşı tarafta düzgün görünebilmesi için SMS'in içine bir bilgi notu yazılması gerekecek.
Cep telefonu tarafından otomatik olarak eklenecek bu bilgi notu ise SMS'inizin 5 karakterine mal olacak, yani SMS'te kullanabileceğiniz karakter sayısı 155'e inecek. Eğer içinde çok sayıda Türkçe karakter geçen bir SMS gönderirseniz her Türkçe karakter 2 karakter yerine geçeceğinden ve bir de 5 karakterlik sizin görmeyeceğiniz bir bilgi notu ekleneceğinden, 130-140 karakterden sonra ikinci SMS'e geçmek zorunda kalabilirsiniz. Eğer hiçbir Türkçe karakter kullanmazsanız bir SMS'e aynen şu anda olduğu gibi yine 160 karakter yazabileceksiniz.
Operatörler, 1 Nisan tarihi itibariyle Türkçe SMS uygulamasını hizmete sokacaklar. Fakat operatör desteğinin yanında telefonun da Türkçe SMS'leri desteklemesi gerekiyor. Telekomünikasyon Kurulu, 1 Temmuz'dan itibaren ithal edilecek tüm telefonların Türkçe SMS desteğine sahip olması gerektiğini şart koştu. Telefon üreticileri bu tarihten önce de Türkçe SMS destekli yeni telefonlarını ithal etmeye başlayabilecek.
Ancak asıl soru, şu anda kullandığımız telefonlarla Türkçe SMS gönderebilecek miyiz? Bunun için bir yazılım güncellemesine ihtiyacımız olacak. Herkes kullandığı telefonun marka ve modeline uygun yazılım güncellemesini beklemek zorunda kalacak. Nokia, Sony Ericsson, Samsung gibi telefon üreticilerinin mevcut kullanıcılarına bu güncellemeyi nasıl bir yol izleyerek yapacakları ise şimdilik bilinmiyor.
Erman, 5 araştırmacı arasına girerek Marie Curie Mükemmeliyet Ödülü’ne layık görülen ilk Türk Araştırmacı unvanını kazandı. AB Çerçeve Programı Uluslararası Yeniden Entegrasyon Programı kapsamında Türkiye’ye dönen Erman, “Molecular Biological Targeting of T Lymphocyte Signal Transduction and Development” konulu çalışması ile Avrupa’nın bilim elçileri arasına girmeyi başardı.
En iyi araştırmacıları Avrupa Araştırma Alanı’na kazandırmak ve Avrupa Araştırma Alanı’nın görünürlüğünü artırmak amacıyla 2003 yılından bu yana gerçekleştirilen “Marie Curie Excellence Awards/Marie Curie Mükemmeliyet Ödülü (EXA)” ilk kez bir Türk Araştırmacı’nın oldu.
Brüksel’de 12 Mart’ta yapılan ödül törenindeki konuşmasında TÜBİTAK bursları ile başlayan girişimlerine Marie-Curie programları ile farklı bir boyut kattığını ifade eden Doç. Dr. Erman, ödülünü Avrupa Komisyonu’nun Bilim ve Araştırmadan Sorumlu Komiseri Janes Potocnik’ten aldı.
Daha çok fantastik filmlerde izlediğimiz gelişmiş cihazlar her geçen gün gerçek olup evlerimize girerken, buyrun size yakın gelecekte kullanmaya başlayacağımız başka bir teknoloji. Cep telefonundan yansıyan ışıklı bir teknoloji ile önündeki yüzey üzerinde sanal bir klavye oluşturan bu teknoloji, geleceğin klavyesi olarak tanıtılıyor. Özellikle dokunmatik ekranlı cihazlar için kullanım kolaylığı oluşturen sanal klavyeyi biz de heyecanla bekliyoruz.
ODTÜ'lü ve Bilkentli bilim adamları, zor arazi koşullarında böceklerdeki gibi üstün hareket yeteneğine ve hayatta kalma beceresine sahip Türkiye'nin ilk çok bacaklı robot tasarımını başlattı.
Dünyadaki benzerlerinden daha geniş özelliklerle tasarlanacak "SENSORRHEX" isimli robot, merdivene tırmanma, seri şekilde zıplama, çok hızlı koşma, takla atma gibi hareketleri yapabilen nadir robotlardan biri olacak.
Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Uluç Saranlı, ODTÜ öğretim üyelerinden Yrd.Doç.Dr. Afşar Saranlı ve Yrd.Doç.Dr. Yiğit Yazıcıoğlu ile Ocak ayında doğal ortamlarda yüksek hareket kabiliyetine sahip çok bacaklı robotların tasarımı için TÜBİTAK desteğiyle bir proje başlattıklarını bildirdi.
Projede 4 araştırmacı ve 10 öğrenci bulunduğunu söyleyen Saranlı, 3 yıl sürecek proje için TÜBİTAK'tan 250 bin YTL kaynak aldıklarını belirtti.
Saranlı, projedeki ana amacın taşlık, kayalık, ağaçlık mekanlar gibi zor arazi koşullarında yüksek hareket kabiliyetine sahip ve kendi başına varolabilecek robotların tasarlanması olduğunu kaydetti.
Robota pek çok davranış kabiliyeti kazandırılacağını anlatan Saranlı, "Bir engelle karşılaştığı zaman o engelin üzerinden nasıl atlayacağı, bir çukurla karşılaştığında onu nasıl geçeceği, merdivenlere nasıl tırmanacağı gibi konularda kendi kendine karar verme yetisine sahip bir robot tasarımı olacak" dedi.
Bu tür robotların zor arazi koşullarında insanların yükünü azaltacağını, bilgi kaynağı olarak hizmet edeceğini dile getiren Saranlı, "Örneğin, deprem gibi bir afette yaralıların tespitinde gerekli bilgileri iletebilecek, yaralının bulunduğu noktayı tespit edip, ilgililere haber verebilecek, bir savaş anında da mayının bulunduğu arazinin haritasını çıkarabilecek özelliklerle donatılmış bir robot tasarımı olacak" diye konuştu.
Bacaklı robotlarda ilk araştırma ekibi
Türkiye'de "doğal şartlarda faaliyet gösterecek çok bacaklı robotlar" üzerine çalışan ilk araştırma ekibi olduklarını ifade eden Saranlı, şöyle devam etti:
"Bacaklı robotları diğerlerinden ayıran en önemli özellik, pek çok robotun gidemeyeceği engebeli arazilere gidebilmesi. Ne tekerlekli ne paletli ne de Türkiye'de çalışılan herhangi bir robotun bacaklı robotların yapabildiklerini yapabilmesi mümkün.
Doğada yüksek hareketliliğe sahip tüm sistemler bacaklıdır. Çok kıvrak şekilde hareket edebilen ve doğal ortamlarda varolabilen tüm hayvanlar bacaklı.
Teknik sebeplerden dolayı tekerlekli ve paletli robotların performansları sınırlı. Fakat bacaklı robotlarda teorik olarak limit yok.Yapabilecekleri davranışların sayısı ve miktarı çok fazla.
"SENSORRHEX" adlı robotumuz, merdiven tırmanmak, seri şekilde zıplamak, çok hızlı koşmak ve takla atmak, ters-düz dönebilme, bir çizgiyi takip edebilme gibi hareketlerin tümünü tek bir platformda gerçekleştirebilecek nadir robotlardan biri olacak.
Bu davranışların yönlendirmesi, ilk etapta uzaktan kumanda olacak. Ancak robot içi koordinasyon ve algılama tamamen robot tarafından yapılacak."
Saranlı, yapmakta oldukları robotun bacaklı robotlar arasında en hızlılarından biri olacağını belirtti.
Savunma ve afetlerde kullanılabilecek
Robotun öngörülen kullanımının özellikle yardım, arama kurtarma gibi alanların yanı sıra mayın temizleme gibi bazı askeri uygulamalar olduğunu anlatan Saranlı, "Özellikle tehlikeli bölgelerden, insan hayatının riske atılmaması gereken ancak istihbarat gerektiren durumlarda bu robotlar kullanılabilecek.
Nükleer patlama ya da deprem gibi felaketlerde de bu robotları insanların gidemeyeceği doğal alanlara gönderebileceğiniz ve her türlü arama-kurtarma ve bilgi gereken durumlarda kullanabileceğiniz bir robot" diye konuştu.
Robotun 60 santimetre boyunda, 50 santimetre eninde ve 9 kilogram ağırlığında olacağını kaydeden Saranlı, pil sistemlerinin de dünyadaki örneklerinden daha da gelişmiş olacağını söyledi.
Saranlı, şunları kaydetti:
"Yuvarlak ve yaylı olacak bacaklar fiberglastan yapılacak ve yüksek esneklik kabiliyetine sahip olacak. Bu esneklik, bu robotun çok etkili çalışmasını sağlayacak temel özelliklerinden biri olacak.
Robot, böcek gibi gözükmemesine rağmen davranışı biyolojik olarak böceklerin koşma davranışına çok yakın özellikler gösterecek. Yani biyoloji bilimi ile kurulan ortaklık açısından bir çok prensip gibi bu esneklik özelliği de mühendisliğe aktarabilecek bir platform olacak.
Ayrıca, robota bir gövdeeklemi kazandırılması ile kıvraklığı artırılarak, yüksek hızda koşabilen çıta gibi hayvanların hareketlerini gerçekleştirebilmesi sağlanacak."
Robotun bacaklarının çıkartılması ve yerine paletlerin takılmasıyla sualtında da çok kıvrak olabildiğini ifade eden Saranlı, tasarladıkları robotun sualtında karadakinden çok daha etkin özellikler göstereceğini dile getirdi.
Saranlı, TÜBİTAK ve AB desteğiyle orta boyda robotların elektromekanik tasarımı ve davranışsal kontrolü üzerine yürüttükleri projelerinin, 1998-2003 yılları arasında doktora ve sonrası araştırmaları için bulunduğu ABD'nin Michigan ve Carnegie Mellon üniversitelerinin ortaklığı ile geliştirilen altı bacaklı "RHex" robotunu temel aldığını belirterek, "İlk etaptaki amaçlarımızdan birisi, bu robotun Türkiye içinde yeniden tasarlanarak, tamamen kendi olanaklarımız ile daha üstün yeteneklere sahip şekilde üretilmesi ve varolan bilgi birikiminin ülkemize aktarılmasıdır.
Öğrencilerimizle ABD'dekinden çok daha fazla özelliklere sahip bu robotun tasarım aşamasındayız ve bitmek üzere. Birkaç ay içinde hareket edebilecek hale gelecek. Bu proje ABD'de şu an devam etmiyor ve desteği bitti" dedi.
« Önceki ::