Ölümü hatırlatan kol saati
16/5/2008 · Kategori: Dunyadaki Ilk Buluslar

BİLİM -TEKNOLOJİ - İCAT


Teknolojiyle bu kadar içli dışlı bir yaşam sürmenize rağmen, sevdiklerinize nasıl bir hediye alacağınıza karar veremiyorsanız...









Patent kayıtlarında Çengelli iğne 1849 yılında Walter Hunt adınadır. Ancak çengelli iğne aslında çok daha eski bir buluştur. Bu tarihten 2000 yıl öncesinde Romalıların yaylı bir çeşit çengelli iğne kullandıklarına dair kanıtlar var. Romalılar birçok buluşa isimlerini yazdırmışlar ancak çoğu unutulup gitmiştir, taa ki yeniçağda tekrar icat edilene dek. 1842 yılında Thomas Woodward tarafından Amerika'da farklı yapıya sahip bir çengelli iğne için patent alınmıştı. Bu iğne, sıradan bir iğnenin uc kısmına takılan metal parça ile tutturuluyordu. Ancak bu hem güvenlik hemde kullanış sorunları doğuruyordu.Cumhuriyetin ilk zamanları, herkes “aman memleketi daha ilerilere götürelim” diye çırpım çırpım çırpınıyo. Böylesinden bilinçli bi komutan bi gün elinde bi kömür parçasıyla geçiyor birliğinin karşısına. Askerlere elindeki siyah nesneyi göstererek, “Bakın arkadaşlar, bu elimde tuttuğum şeye kömür denir. Böyle taş gibi durduğuna bakmayın, cayır cayır yanar bu meret. Şimdi hepinize birer hafta izin veriyorum. Bu numunelerden de yanınıza birer tane alın. Herkes köyünde, dağ bayır kömür arayacak” demiş.
Askerler dağılmışlar memleketlerine. Bunlardan biri de Uzun Hasan adında Zonguldaklı, karayağız, babacan bir çocuk... Hasan hemen ertesi gün almış eline numuneyi, akşama kadar dolaşmış. Akşam eve eli boş dönmüş ama hiç bi’şey kaybetmemiş umudundan. Ertesi sabah yine erkenden çıkmış aramaya. O günün akşamında ise elinde bi çuvalla dönmüş eve. Çuval aynı komutanın verdiklerine benzeyen, simsiyah taşlarla doluymuş. Yaşlı anası da o sıra çalı-çırpı ateşinin üzerinde çorba pişiriyomuş. Hasan elindeki taşları ateşin içine doğru atmış. Bi de bakmış ki hakikaten de kara taşlar cayır cayır yanıyor. Anasının pişirdiği çorbayı bile içmeden hemen çıkınını toplayıp, komutanına müjdeyi vermek üzere yola koyulmuş Uzun Hasan. İşte Zonguldak’taki o bitmez tükenmez taş kömürünü o gencecik aslan bulmuş mirim...
Padişah II. Mahmut zamanında, 1829 yılında “Uzun Mehmet” adlı bir deniz eri, Havza’da ilk kömür yatağını keşfetti. Karadeniz Ereğlisi’nden, İnebolu’ya kadar 180 kilometrelik bir uzunluk ve 50 kilometrelik derinlikten oluşan ilk kömür yatağından çıkarılan kömürlerden, donanma yararlanmıştı. Bölgede yeni kuyular açılarak üretimin artırılmasına, 1893 yılında başlandı. Günümüzde kömür üretimi, Türkiye Kömür İşletmeleri’nin tekelindedir.

İli
İlçesi
Okulun adı
Adresi
Telefon numarası
Fax numarası
E-posta adresi
ADANA
SEYHAN
Oğuz Kağan Köksal Görme Engelliler ilköğ.O
100 YIL MAH.
(0322) 256 65 45
(0322) 256 49 54
adanagormeengelliler@yahoo.com
ANKARA
ALTINDAĞ
Göreneller İlköğretim Okulu
Örnek Mh. 4.Sk. No:2
(0312) 317 06 00
(0312) 316 82 22
goreneller@goreneller.com
ANKARA
YENİMAHALLE
Mitat Enç Görme Engelliler İ.Ö.O
ABANT SOK. NO:13 TEKNİK OKULLAR/ANKARA
(0312) 212 60 58
(0312) 213 23 76
123347 @meb.gov.tr
ÇANAKKALE
GELİBOLU
Yahya Çavuş Görme Engelliler İ.Ö.O
Alaaddin Mah.Kore Kahramanları Cad.No:41/GELİBOLU
(0286) 566 19 93
(0286) 566 29 33
vmete@ttnet.net.tr
DENİZLİ
MERKEZ
Merkez Görme Engelliler İlköğretim Okulu
Tedaş Yolu Barbaros Bulvarı Denizli
(0258) 377 11 45
(0258) 377 11 46
ERZURUM
MERKEZ
Görme Engelliler İlköğretim Okulu
Çat Yolu Görme Engelleliler İlköğretim Okulu Erzurum
(0442) 342 42 80
GAZİANTEP
ŞEHİTKAMİL
GAP Görme Engelliler İlköğretim Okulu
Hürriyet Mah. Okullar Cad. Şehitkamil/GAZİANTEP
(0342) 323 01 24
(0342) 323 01 35
İSTANBUL
SARIYER
Veysel Vardar Görme Engelliler İ.Ö.O
Kale Cad. No:4 Kilyos
(0212) 201 12 93
(0212) 201 12 92
www.meb.okul@ttnet.net.tr
İSTANBUL
ÜSKÜDAR
Türkan Sabancı Görme Engelliler İ.Ö.O
Barbaros mah.Denizmen sk. Üsküdar
(0216) 651 50 02
(0216) 651 50 08
İZMİR
BORNOVA
Aşık Veysel Görme Engelliler İ.Ö.O
Erzene Mah.373/2 Sk. Bornova /İZMİR
(0232) 388 73 82
(0232) 388 04 41
asikveyselio@ttnet.net.tr
KAYSERİ
KOCASİNAN
Görme Engelliler İlköğretim Okulu
Erkilet Bul. Polis Mes. Yüksek Ok. Karşısı KOCASİNAN / KAYSERİ
(0352) 351 04 04
(0352) 351 04 04
kaygor@hotmail.com
KONYA
SELÇUKLU
Selçuklu Görme Engelliler İlköğretim Okulu
İstanbul Yolu Üzeri Kampüs Karşısı Selçuklu/Konya
(0332) 241 04 42
(0332) 241 13 41
selc.gormeeng@mynet.com
K.MARAŞ
MERKEZ
Ertuğrulgazi Görme Engelliler İlköğretim Okulu
FATİHLER MAH. KADİRPAŞA CAD. NO:5 MERKEZ/KAHRAMANMARAŞ
(0344) 215 55 31
(0344) 215 51 08
km.korlerokulu@mynet.com
NİĞDE
MERKEZ
Cemil Meriç Görme Engelliler İlköğretim Okulu
Aşağı Kayabaşı Mahallesi Müze Caddesi NİĞDE/MERKEZ
(0388) 232 32 20
TOKAT
MERKEZ
Mehmet Akif Ersoy Görme Engelliler İ.Ö.O
24 Kasım Başöğretmen Atatürk Kampüsü
(0356) 228 07 30
(0356) 228 04 58
1899 yılında kuruldu. Gözleri görmeyen çocukların ilk ve ortaöğretim yapmalarını sağlamak amacıyla İstanbul Ticaret Okulu Müdürü Grati Efendi’nin girişimleriyle açılan bu okul, Ticaret Okulu’nun bir bölümünde öğretime geçti. 1910yıhndaAlberKaramona adlı bir Musevinin İzmir’de sağır ve dilsizler için açtığı özel okulu, Sağlık Bakanlığı devraldı ve 1927′de körler bölümünü kurdu. 1951 yılında okul, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanınca, Sağırlar Okulu İzmir’de kaldı, Körler Okulu Gaziantep’te eğitime başladı.
Dünyada ve ülkemizde hızla değişen sosyal ve siyasî ortam, sosyal bilimleri bir kez daha ön plana çıkarmıştır buna bağlı olarak, insanlığın geleceğini ilgilendiren değerlerin değişimi, kültürel dönüşüm ve kimlik bunalımı gibi pekçok konu, sosyal bilimcilerin araştırma alanının oluşturmuştur. İki binli yılların sosyo-kültürel problemlerini, gelecekteki siyasi yapılanma, sosyal değişim ve kültürel biçimlenmeyi de yine bugünün sosyal bilimcileri araştırarak tespit edecekler ve muhtemel bunalımları ortadan kaldıracak çözümleri bulacaklardır
1940 yılında, İsmail Hakkı Tonguç’un yönetiminde eğitime başladılar. Köy çocuklarının bölgelerinde kalarak yetişmelerini sağlamak amacıyla kurulan enstitülerde okutulan derslerin yarısı kültür, dörtte biri tarım, dörtte biri de teknik derslerden oluşuyordu. Enstitülerin, kendilerine özgü çalışma yöntemleri vardı. Her öğrenci, köyünün ekonomik ve toplumsal yaşamım ayrıntılarıyla saptamak zorundaydı. “İş içinde iş yaparak öğrenmek” amacını güden enstitülerin kurulduğu yerler, köylerin yakınında, uygulamanın yapılabileceği en verimli kesimlerdeydi. 1943′te de, bu enstitülere öğretmen yetiştirmek için Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kuruldu. Buraya girebilmek için, köy enstitüsünü bitirmiş olmak gerekiyordu
Cumhuriyetten önce, Türk kadınının aydınlanmasına ışık tutan birkaç okuldan biridir Erenköy Kız Lisesi... Kadıköy’ün en köklü kız lisesinin doğum tarihi, 1911'dir. O yıl "Kız Numune Mektebi" adıyla Rıdvan Paşa köşkünde açılan okul, 1916 yılında "Erenköy İnas Sultanisi" yani Kız Lisesi olarak öğretime başlamıştır. Erenköy, Çamlıca ve Kandilli'nin birer kız lisesine dönüşmesinden sonra Erenköy mektep binası son sahibi olan Mabeyinci Faik Bey'den 7 bin 500 altına satın alınarak Maarif'e verilir. Yatakhane binası olan Topçu Reisi Hacı Hüseyin Paşa köşkü de Maarif Vekilliği tarafından son sahibi V. Murat'ın kızlarından Hatice Sultan'dan satın alınarak okulun yatılı kısmı genişletilmiştir.
1945 yılının 22 Şubat gecesi, binanın yanması üzerine çok dağınık bir alan içinde öğretime devam eden lise, 1954-55 yılında da şimdiki binasında öğrenime başladı.
Okulun ilk müdürü Abdullah Nasih Efendi'dir (1911-1916). Onu takiben Nahifi Bey, Suat Bey ve Ali Rıza Bey sırasıyla müdürlük yaptılar. Mahur Uz Bey ise, Osmanlı döneminde devraldığı Erenköy İnas Sultanisi’ni, Cumhuriyet döneminde de Erenköy Kız Lisesi olarak idare etmiş ve tam 22 yıl müdürlük yapmıştır.
İstanbul’da “İnas İdadisi” (Kızlar Lisesi) adıyla 1911′de açıldı. Önce Kabasakal semtinde öğrenime geçen okul, bir yıl sonra yandı. Bunun üzerine de, 1913 yılında Beyazıt’ta öğretime başladı. Öğrenci sayısı artınca da, Aksaray’da büyük bir konağa taşındı. 1915′te “Bezm-i Âlem Valide Sultanî” adıyla şimdiki kız lisesinin olduğu yerde ahşap bir yapıya, oradan da Süleymaniye’ye yerleşti. Yine yangın çıktı. İstanbul Kız Lisesi adını alarak, Vefa Lisesi’nin bulunduğu yerde öğretimi sürdürdü. Bugün İstanbul’da, Cağaloğlu’ndak: binasında öğretim yapan lise, “Cağaloğlı
Anadolu Lisesi” oldu
Bilişim dünyasının öncüsü Bill Gates, ABD'nin Las Vegas kentinde başlayan Elektronik Fuarı'nın (CES-Consumer Electronic Show-Tüketici Elektroniği Fuarı) açılışında yaptığı konuşmada, dijital dünyanın geleceği konusundaki öngörülerini anlattı.Dünyanın en büyük yazılım firması Microsoft'un başkanı olarak yaptığı son konuşmada, bilgisayar kullanıcılarının yakında klavye ve fareyi bir kenara atacaklarını ve bunun yerine PC'lerini el hareketleriyle kullanacaklarını belirterek, gelecekte bilgisayarlı mobilya ve ev eşyalarının olduğu bir dünya olacağını, bilgisayar kullanımının çok daha artacağını söyledi.Fuarın açılış konuşmasını 10. kez yapan Gates, dijital yaşamın ilk 10 yılında dünyadaki PC sayısının 1 milyarı, geniş bant internet kullanıcısı sayısının 250 milyonu aştığını ve dünya nüfusunun yüzde 40'ının mobil telefon kullandığını söyleyerek, geçen 10 yılın bu açıdan büyük bir başarı olduğunu anlattı.10 yılda bilgisayarların sadece masa üstünde değil, masanın içinde ve her yerde olacağını söyleyen Bill Gates, insanların dosya ve uygulamalarına mobil telefon, bilgisayar veya televizyon gibi her cihazdan ulaşabilecekleri öngörüsünde bulundu.
Yeni dijital dönemde online alışveriş ve online sohbet gibi birçok web aktivitesinin 3 boyutlu ortamda yapılacağını da söyleyen Bill Gates, gelecek 10 yılın en önemli değişikliğinin ise kullanıcıların bilgisayarları ile el hareketleriyle iletişime geçecekleri "doğal kullanıcı arayüzü" olacağını vurguladı.Gates, fuarın açılışındaki konuşmasında, Microsoft'un geçen yıl sonunda konseptini geliştirdiği, el hareketleriyle kullanılan geniş bir masa şeklindeki dokunmatik ekranlı bilgisayar "Surface" adlı cihazı da tanıtarak, "Bu teknolojinin şimdilik daha başındayız, yazılım programcıları bu platformu geliştirecekler" dedi.Açılış konuşmasında ayrıca, "görsel tanıma" adını verdikleri ve geleceğin mobil telefonlarında kullanılacak bir teknolojinin prototipini de tanıtan Gates, bu teknolojinin, cep telefonu kamerası bir cisme tutulduğunda bununla ilgili verileri kullanıcıya aktardığını kaydetti.
Bill Gates, bu yılın sonuna doğru, 17 yaşından beri aralıksız çalıştığı Microsoft'tan emekli olacağını ve sürdürmekte olduğu hayır işlerine daha iyi odaklanacağını belirterek, bir video gösterisiyle Microsoft'taki son gününde ve sonrasındaki yaşamında neler yapacağını dinleyicilerin alkışları arasında sundu.
Daktilolarda kullanılan “Standart Türk Klavyesi‘nin uygulanışı, ilk kez 20 Ekim 1955 günü alınan bir kararla gerçekleştirildi. Bu tarihe kadar, daktiloların klavyeleri, çeşit çeşitti. Türk alfabe kurallarına göre düzenlenen yeni bir daktilo yazma yöntemi 1943 yılında başlayan çalışmalar ve araştırmalardan sonra saptandı.
Cam, Romalılarda yaygın bir alanda kullanılıyor, hatta işlenerek üzerine gravürler yapılıyordu. Ortaçağ’ın karışık ortamına rağmen cam yapımcılığı ormanlık bölgelerde, manastırların çevresinde ve kentlerde gelişti. Yalnız Fransa’da yirmi beş fabrika vardı. Bunlardan ilki, 1290′da kurulan Quiquengragne’dir (Aisne). Soyluların girmesine izin verilen birkaç zanaattan biri olan camcılık, daha da ilerleyince ilk camcılar loncası (1373′te Nurenberg’de) kuruldu.
O günlerin camları kaba ve az saydamdı, fakat yine de ev yaşamında gerçek birdeydi yarattı. Pencerelere yağlı kâğıt panolar yerine cam geçirildiğinde, evler ilk kez aydınlandı.
Gözlük de bu dönemin icadıdır. Venedik Cumhuriyeti’nde gözlük yapımcılarıyla ilgili bir yasa yayımlanmış olduğuna göre; (1284) bu icadın 1280 dolaylarında gerçekleştirildiğini kabul edebiliriz.
Camın yayılmasıyla, “Bilimin yaratılmasında gerekli koşul olan deneysel yöntemin hareket üssü” diyebileceğimiz astronomik gözlük ve mikroskobun icadına yol açmıştır.
Dünyanın en ünlü cam imalât hanesi haline gelecek olan Venedik yakınında Murahö’daki fabrika, XII,-XVIII. yüzyıllar arasında saydamlık, şekillerindeki zariflik, renklerindeki canlılık ve kusursuz pazarlık bakımından eşsiz kristaller.üretilmiştir. Oradaki ustalar, yöntemlerini büyük bir kıskançlıkla gizli tutmaktaydılar. Ama arada kendi hesaplarına bir “Venedik camları imalâthanesi” kurdukları da olurdu. Bu olayların özellikle XV. yüzyılda çoğalması, Venedik Cumhuriyeti’nin çöküş nedenlerinden biri olmuştur.
Gotik katedrallerde hayranlıkla seyredilen Fransız camcılığının ürünleri olan vitraylar da da Ortaçağ’dan kalmadır. Bu zanaat. XII. yüzyılda en olgun dönemine ulaşmıştır.
Vitray, kurşundan bir ağla tutturulan renkli camlardır, cam ve boyalı maddelerin bileşim oranları gizli tutulmaktaydı. Sözgelişi; mavi, kobalt oksidiyle; koyu yeşil, bakır dioksidiyle ve çeşitli kırmızılılar da manganez dioksidiyle elde edilirdi. En küçük bir renk değişikliği, ayrı bir kurşun bölmeyi gerektirirdi. Bu dönemin zanaatçıları üstün bir mükemmeliğe eriştirmişler-di; büyük düzenlemelerin renkli ışık demetlerini inanılmaz bir ustalıkla işlemekteydiler. Bunu günümüzde Paris’teki NotreDame, Chartres ya da Bourges katedralleri kanıtlamaktadır.
Bu “mükemmellik” tutkusu ve akıl almaz sabır örneği, hemen her Ortaçağ zanaatında göze çarpar. Çalışmalarının aylarca, yıllarca sürmesini umursamayan tezhipçilerin, minyatürcülerin ve ciltçilerin eserlerini bir gözlerimizin önüne getirelim… Unutmamalı; yağlıboya tablo da o dönemle Van Eyek’le (1429) başlamıştı.
I898Me Saone-et-Loire’de bulunmuş olan en eski Avrupa ‘tahta oyma’sı (Bois Protat) 1370′den kalma bir eserdir.
Tekniğin sanatı desteklediği alanlarda; sözgelişi, çömlekçilikte, Doğu’nun katkısı büyük oldu. Batı, yalnız adi kili bilirdi. Bunu, üstü sırlı olsun diye, ya 1.200 derece ısıda pişirdi (gres) ya da daha az ısılda pişirip üstünü sırladı (fayans). XIII. yüzyıl İspanyol seramikçilerinin elinde, sonra da 1443′te Fioransalı heykeltraş Luca della Robia sayesinde fayans, altın pırıltılı güzel bir seramik halini alacak ve Rönesans’ta en “mükemmel” biçime ulaşacaktır.
Çin’de yirmibeş yüzyıl öncesinden beri kaolin kullanılmaktaydı. 1.500 derecede ısıda pişirilen bu kil su geçirmez ve saydam bir maddeye (perselen’e) dönüşüyordu. X yüzyıldan başlayarak Çinliler porselenden benzersiz eserler meydana getirdiler. Bunları XV. yüzyılda Portekizliler ve Hollandalılar. Avrupa’ya yaydılar.
Çini mürekkebi de Batı’ya Çin’den gelmiştir. Güney Moğolistan’da ve Kore’de ele geçen bazı kalıntıların Han dönemi; yani, M.Ö. 206 yılı eserleri oludğu anlaşılmıştır. Bin yıl sonra Song soyu döneminde Çin sanatı gümüş, altın, sedef ve çini mürekkepleri kullanmaya başlamıştır. Çini mürekkebi ve porselen, Kutsal tmparatorluk’un Batı’ya tek armağanı olmamıştır. M.S. 1. yüzyılın başlarında Çin’in dünyaya sunduğu ipek, Araplar aracılığıyla Avrupa’ya akan önemli bir ticaret eşyası olmuştur.
Doğu’nun Batı’ya armağan ettiği lüks eşyalara halı’yı da eklemek gerekir. Halıcılık; önce Orta Asya’-daki göçebe toplumlarda başlamış, sonra da oradan İran’a geçmiş ve ıran halı sanatı da Arap egemenliği döneminde doruğuna erişmişti. Daha sonra yine Araplar aracılığıyla İspanya’ya giren halıcılık orada» da Avrupa’ya yayılmıştır.
En parlak zekâlar bile maden işine aşağılayıcı bir eylem gözüyle bakmışlardı. Platon ve Arşimet’in, ‘yağ makinelere karşı pek küçümser tutum takındıklarını düşünmek de, yeterli fikir verebilir. Onlara göre; insana değer yüksek düzeydeki uğraşılar ancak maddeden uzak ve düşünsel plandaki eylemler, yani metafizik, matematik vb. konular olabilirdi.
Ne var ki, o güne kadar toplumda saygı gören bilginlerin, din adamlannın ve soyluların yanında yepyeni bir kesim doğuyor ve tuzla en üst düzey insanı olma yolunda ilerliyordu: Anamalcı kent-soylü. Bu kesim ağır bastığında ötekilerle kıyaslanamayacak kadar etkili oluyordu. Bu dorumda tekniğe özel bir ilgi göstermekten, skolastik düşünüşün “Bizansvari” boş tartışmaktansa burun kıvırmaktan başka ne yapılabilirdi? Rönesans’ın bu Fuggerleri, Carnegieleri, Basil Zaharoffları deniz ticaretinden ve maden işletmelerinden elde ettikleri inanılmaz kazançları aracılığında olağan dışı bir güce sahip olmuşlardı. Elbette gemi yapım işlerine,yem ladenlerin keşfine ve yüksek fırınlar yapımına her şeyden çofe.önem vereceklerdi. . Kendi kendilerine çalışıp bilim öğrenen bu kişilerin düşüncelerinin ürünlerini vermesivjçin DescarteS ve Galile’yi beklemek gerekti. Bununla birlikte I. Francois’nın egemenlik yıllarından başlayarak en parlak zekâlar da artık teknik icatlarla ilgi duymaya hâlâ hor görülen uğraş sayılsaydı, Leonardo da Vinci bunlara kendisini böylesine verir miydi? Leonardo da Vinci (1452-1519), Rönesans’ı örnek bir tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında ne bilgindi, ne teknisyen ve ne de bir ünlü bilge.Yalnızca olağanüstü zekasıyla çeşitli alanlara ışık saçan yarı bilisiz bir dâhi ve bilimde olduğu kadar edebiyatta da kendi kendini yetiştirmiş bir denemeciydi. Büyük, ressam, bu nedenle hiçbir zaman büyük bir bilgin olamadı. Sezgileri yoluyla yalnız kâğıt üzerinde kalan üç yüze yakın icadın tohumunu attı. Cehaletim, bilimsel bir temele sahi] bunların hemen hemen de gerçekleştiremedi.1952′de Paris’te “Keşifler Sara)V-’ada sergilenen el yazmaları ampirik dehasının bu çok belirgin yönünü gösterir. Buharlı toplar, istihkâm gibi askerirdaki incelemelerU kana} şebekeleri ve bataklıkların kurutulan saat masası, sayaç gibi mekaniksorunlar üzerindeki uygulanan çok yönlü dehasının ürünleridir. Çağının teknik düzeyi V’tnci’nin birçok konulardaki tasarımlarını gerçekleştirmeye yeterli değildi. Ancak “yapma kuş” gibi birçok tasarımları da tutarsızlıktan Öteye gidemezdi.
Arşimet ve Vinci zekâlarının derinligi, teknik icatlarının verimliliği insanı şîyen iki dâhi olmakla birlikte, birhirlerindenıdeğişik kişilerdi Sırakusalılara icatlarını, özellikle Romalı askerlerin acısını duyduğu madiiesel gerçekler haline getirebilmişlerdi. Çünkü Arşimet bilime ve kurucusu olduğu statiğe, dayamyordu Sezgi, gözlem vedeneylerden hareket eden Floransalının icatlarıysa, bilimin bunları değerlendiren bilecek düzeye ulaşmamış olmasından ötürü, birer taslak halinde kaldı. Ancak 1634′te Belçikalı Stevin’in ortaya koyacağı “güçlerin bileşimi” ilkesi olmadan bir saiıtrfüjlü pompanın planım uygulama olanağı var mıydı; gerçekten de gücünün nasıl işlediği, Vinci’nin döneminde de bilinmekteydi.
« Önceki ::