• Bilim Ve Teknoloji

CAM VE KATKI MADDELERİNİ KİM İCAT ETTİ

25/4/2008 · Kategori: Dünyadaki İlk Buluşlar

Cam, Romalılarda yaygın bir alanda kullanılıyor, hatta işlenerek üzerine gravürler yapılıyordu. Ortaçağ’ın karışık ortamına rağmen cam yapımcılığı ormanlık bölgelerde, ma­nastırların çevresinde ve kentlerde ge­lişti. Yalnız Fransa’da yirmi beş fab­rika vardı. Bunlardan ilki, 1290′da kurulan Quiquengragne’dir (Aisne). Soyluların girmesine izin verilen bir­kaç zanaattan biri olan camcılık, da­ha da ilerleyince ilk camcılar loncası (1373′te Nurenberg’de) kuruldu.
O günlerin camları kaba ve az saydamdı, fakat yine de ev yaşamında gerçek birdeydi yarattı. Pencerele­re yağlı kâğıt panolar yerine cam ge­çirildiğinde, evler ilk kez aydınlandı.
Gözlük de bu dönemin icadıdır. Venedik Cumhuriyeti’nde gözlük ya­pımcılarıyla ilgili bir yasa yayımlan­mış olduğuna göre; (1284) bu icadın 1280 dolaylarında gerçekleştirildiği­ni kabul edebiliriz.
Camın yayılmasıyla, “Bilimin ya­ratılmasında gerekli koşul olan deney­sel yöntemin hareket üssü” diyebile­ceğimiz astronomik gözlük ve mikros­kobun icadına yol açmıştır.
Dünyanın en ünlü cam imalât ha­nesi haline gelecek olan Venedik ya­kınında Murahö’daki fabrika, XII,-XVIII. yüzyıllar arasında saydamlık, şekillerindeki zariflik, renklerindeki canlılık ve kusursuz pazarlık bakımın­dan eşsiz kristaller.üretilmiştir. Oradaki ustalar, yöntemlerini büyük bir kıskançlıkla gizli tutmaktaydılar. Ama arada kendi hesaplarına bir “Venedik camları imalâthanesi” kur­dukları da olurdu. Bu olayların özel­likle XV. yüzyılda çoğalması, Vene­dik Cumhuriyeti’nin çöküş nedenle­rinden biri olmuştur.
Gotik katedrallerde hayranlıkla seyredilen Fransız camcılığının ürün­leri olan vitraylar da da Ortaçağ’dan kalmadır. Bu zanaat. XII. yüzyılda en olgun dönemine ulaşmıştır.
Vitray, kurşundan bir ağla tut­turulan renkli camlardır, cam ve boyalı maddelerin bileşim oranları gizli tutulmaktaydı. Sözgelişi; ma­vi, kobalt oksidiyle; koyu yeşil, ba­kır dioksidiyle ve çeşitli kırmızılılar da manganez dioksidiyle elde edi­lirdi. En küçük bir renk değişikli­ği, ayrı bir kurşun bölmeyi gerek­tirirdi. Bu dönemin zanaatçıları üs­tün bir mükemmeliğe eriştirmişler-di; büyük düzenlemelerin renkli ışık demetlerini inanılmaz bir ustalıkla işlemekteydiler. Bunu günümüzde Paris’teki NotreDame, Chartres ya da Bourges katedralleri kanıtla­maktadır.
Bu “mükemmellik” tutkusu ve akıl almaz sabır örneği, hemen her Ortaçağ zanaatında göze çarpar. Çalışmalarının aylarca, yıllarca sür­mesini umursamayan tezhipçilerin, minyatürcülerin ve ciltçilerin eser­lerini bir gözlerimizin önüne getire­lim… Unutmamalı; yağlıboya tab­lo da o dönemle Van Eyek’le (1429) başlamıştı.
I898Me Saone-et-Loire’de bu­lunmuş olan en eski Avrupa ‘tahta oyma’sı (Bois Protat) 1370′den kal­ma bir eserdir.
Tekniğin sanatı desteklediği alanlarda; sözgelişi, çömlekçilikte, Doğu’nun katkısı büyük oldu. Batı, yalnız adi kili bilirdi. Bunu, üs­tü sırlı olsun diye, ya 1.200 derece ısıda pişirdi (gres) ya da daha az ısı­lda pişirip üstünü sırladı (fayans). XIII. yüzyıl İspanyol seramikçile­rinin elinde, sonra da 1443′te Fioransalı heykeltraş Luca della Robia sayesinde fayans, altın pırıltılı gü­zel bir seramik halini alacak ve Rö­nesans’ta en “mükemmel” biçime ulaşacaktır.
Çin’de yirmibeş yüzyıl öncesin­den beri kaolin kullanılmaktaydı. 1.500 derecede ısıda pişirilen bu kil su geçirmez ve saydam bir madde­ye (perselen’e) dönüşüyordu. X yüzyıldan başlayarak Çinliler por­selenden benzersiz eserler meydana getirdiler. Bunları XV. yüzyılda Portekizliler ve Hollandalılar. Av­rupa’ya yaydılar.
Çini mürekkebi de Batı’ya Çin’­den gelmiştir. Güney Moğolistan’­da ve Kore’de ele geçen bazı kalın­tıların Han dönemi; yani, M.Ö. 206 yılı eserleri oludğu anlaşılmıştır. Bin yıl sonra Song soyu döneminde Çin sanatı gümüş, altın, sedef ve çini mürekkepleri kullanmaya başlamış­tır. Çini mürekkebi ve porselen, Kutsal tmparatorluk’un Batı’ya tek armağanı olmamıştır. M.S. 1. yüz­yılın başlarında Çin’in dünyaya sunduğu ipek, Araplar aracılığıyla Avrupa’ya akan önemli bir ticaret eşyası olmuştur.
Doğu’nun Batı’ya armağan et­tiği lüks eşyalara halı’yı da eklemek gerekir. Halıcılık; önce Orta Asya’-daki göçebe toplumlarda başlamış, sonra da oradan İran’a geçmiş ve ıran halı sanatı da Arap egemenli­ği döneminde doruğuna erişmişti. Daha sonra yine Araplar aracılığıyla İspanya’ya giren halıcılık orada» da Avrupa’ya yayılmıştır.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »

Bilgisayar ve İnternet